Adından da anlaşılacağı gibi dalıcı memeli refleksi suyun organizmamız üzerinde ki etkisinden kaynaklanan bir refklekstir.Vücut bu refleksle karşılaştığı zaman iki şekilde tepki verir , ya adrenalin seviyesini yükseltip kişinin sudan çıkması için çırpınmasını ve su üzerinde kalmasını sağlayacak yada vücut dalma eylemini gerçekleştirmiş ve suyun altında ise refleks ikinci tepkisinin gereğini yerine getirecektir.Buna göre kan akışı vücut uçlarından çekilecek şekilde dolaşım yapacaktır.Bu sayede sadece kalp , beyin ve diğer hayati organları kanla besleyecek.Aynı anda kalp atışı yavaşlar ve beyin kendini geçici bir süre uykuya benzeyen yarı hibernasyon moduna geçirir.Su ile karşılaşan metobalizmanın aldığı derin nefesteki oksijen miktarı , kanın oksijene doymasını sağlar.Buda suyun altında geçirebileceğimiz süreyi bize sağlar.Vücut yarı hibernasyon moduna geçtiğinde metabolik süreçler yavaşlar ve enerji ve oksijen tüketimi minimuma iner.Otomatik bir refleks olan dalıcı memeli refleksinin Pipin , Pelizzari gibi ileri düzeydeki sporcularda geliştirilerek somatik reflekslere çevrilmesi bu dalgıçların kapasitelerini arttırmalarına olanak vermiştir.
(Burada hemen bir dip not açmak gerekirse dalışlarımız öncesinde maskemizi takmadan önce yüzümüzü deniz suyu ile yıkamak bu refleksi harekete geçirecektir.Bunu karada yaptığımız nefes tutma antremanlarından önce dahi yaptığımızda farkı göreceğiz.)
KAN TRANSFERİ ( BLOOD SHIFT)
Kan transferi henüz tam olarak ispatlanmasada teoride akciğer çökmesinin oluşabileceği derinlerin 4 katı gibi derinliklere inen sporcuların varlıyı ile pratikte ispatlanmıştır.İleri düzey serbest dalgıçlar da özellikle 70 metreden itibaren akciğerdeki alveollerin dış çeperlerine kan plazması dolmasıyla akciğer basınca karşı korunmaktadır.Bu sırada akciğerlerde sıkışan hava diğer vucut boşluklarından olan ( frontal ve paranasal sinüslere) dolar.Sinüsler kemiksi yapılarından dolayı basınca dayanıklıdırlar.Burada dikkat edilmesi gereken husus kanın alveollerin içine değil dış çeperlerine dolmasıdır.
Burada akla gelen ilk soru akciğerlerimizdeki hava sinüslere doluyorsa ve alveollerde oksijen transferi gerçekleşemiyorsa vücut gerekli oksijeni nereden temin eder ?
Dalıcı memelilerin kasları , yapılarında ki yüsek myoglobin düzeyi sayesinde dalış sırasında ihtiyaç duyacağı oksijeni depolar.Dalıcı memelilerin dip zamanını sınırlayan dalış sırasında kanlarındaki hemoglobinlerin oksijen konsantrasyonu değil kaslarındaki myoglobinlerin sahip olduğu oksijen konsantrasyonudur.
HİPERVANTİLASYON
Konuya hakim olmayan dalgıçların çok yanlış yorumladığı ve hatta savunduğu hipervantilasyon en büyük ölüm tehlikelerinden biri olarak kendini gösterir. Aslında tehlikeyi oluşturan tek sebep hipervantilasyon değildir tehlikeyi oluşturan hipervantilasyonun tetiklediği sığ su bayılmasıdır.(Shallow water blockout) buda kendini çıkış sırasında yüzeye çok yakın noktada yada yüzeyde gösterir.
Normal solunum hızı dakikada ortalama 12 kezdir ve her her soluk almada 200-350 ml hava solunur.Ağır hipervantilasyonda nefes alış hızı 25-30 dolaylarındadır ve her soluk almada ortalama 2 litre hava solunur.Bu yapılan işlem sırasında kanın PH dengesi bozulur ve beyin istemli olarak yapılan hipervantilasyonu durdurmak için vücudu bayıltır.
İleri düzeydeki sporcular pranayama yoga tekniği ile birleştirdikleri özel hipervantilasyon tekniklerini kullanırlar.Örneğin Pipin ile yapılan bir söyleşide 100 metrenin altına yapacağı dalışlarından önce 1.5 saatlik meditasyon sırasında bu tekniği kullandığını söylemiştir.
Sığ su bayılmasının fizyolojisini incelediğimizde : Vücutta nefes alma istemi iki parametreye bağlı olarak ortaya çıkar.Bunlar kandaki CO2 (karbondioksit) ve O2 (oksijen) konsantrasyonlarıdır.Fakat normal durumlarda kandaki karbondioksit in kısmi basıncı 47 civa basıncına (mmHg) ulaşınca karbondioksit mekanizması devreye girer ve nefes alma istemi ortaya çıkar.Fakat bu sırada kandaki oksijen kısmi basıncı nefes alma istemi yaratacak düzeye inmemiştir (60mmHg).Sonuçta şöyle özetlenebilir ki normal soluk alıp verme sırasında kandaki Co2 kısmi basıncı nefesl alma istemi doğurur.Ama biraz daha derine inersek bu istemi yaratanın kandaki karbondioksit oranı değil de kanın PH değeri olduğunu söyleyebiliriz.Bunuda iki kimyasal reaksiyonla açıklamak yerinde olur.Ancak daha anlaşılabilir olması nedeniyle iki reaksiyonun sonucundan bahsetmek istiyorum kandaki kardondioksit oranı artarsa kanın PH değeri düşer azalırsa bu değer yükselir.Serbest dalış sırasındada nefes alıp verme istekli olarak sonlandırıldığından (apnea) dip zamanımıza bağlı olarak kandaki CO2 değeri artacak ve buda kanın PH seviyesinin düşmesini sağlayarak nefes alma istemi doğuracaktır.
Dip süresini doldurup çıkışa geçen bir dalıcıda azalan ortam basıncıyla akciğerlerdeki havada bulunan oksijen kısmi basıncı süratle düşer ve kanda zaten sınır değerlerde oksijen bulunmasına karşın akciğerlere kanda bulunan oksijen difüzyonla adeta boşalır.Oksijenin büyük kısmı çıkışta akciğerlerde kaybedildiğinden kandaki O2 basıncı 40 mmHg ye kadar düştüğünden dalgıç bayılır.Bayılmanın son metrelerde ve hatta yüzeyde görülmesinin sebebi akciğerlerdeki basınç farkının bu sırada maksimum olması ve kandan akciğerlere olan O2 difüzyonununda son metrelerde maksimuma ulaşmasıdır.Hipervantilasondan kaçınmak ve limitlerimizi bilmek dalış sırasında ki risklerimizi önemli ölçüde indirger.
ALİ ERCAN ( DERLEMEDİR) www.caglaravonline.com sitesi dışında kullanılması halinde kanuni yaptırımlar uygulanacaktır.